Türkiye’nin Kültür Haritası
Yukarı
Türkiye’den İlham Alan 8 İsim - Halkbank Kültür ve Yaşam
fade
11346
post-template-default,single,single-post,postid-11346,single-format-standard,eltd-core-1.1.1,flow-ver-1.4,eltd-smooth-scroll,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

Türkiye’den İlham Alan 8 İsim

Bazı ülkeler, bazı şehirler insanda farklı duyguların uyanmasına, insanın hayata başka bir gözle bakmasına sebep olabilir. Sanatta veya hayatın başka alanlarında meyve veren öyle isimler var ki ilhamlarını Türkiye’den almış… İçeriğimizde, bu isimlerin 8 tanesini listeliyoruz…

1#

Giuseppe Donizetti, İtalyan asıllı orkestra ve bando şefi… Osmanlı ordusunun bandosu Muzıka-i Hümayun’u yöneten bir müzisyen. Batı müziğine olan ilgisini çevresine de aktaran Donizetti, dönemin padişahı II. Mahmut için Mahmudiye, sonrasında tahta geçen Abdülmecid için ise Mecidiye Marşı’nı bestelemiştir. Bu marşlar dönemlerinin milli marşı olarak çalınmıştır.

2#

Gerçek adıyla David Arugete Moreno, Aydın doğumludur. Musevi asıllı Türk gitarist, piyanist ve sinema oyuncusu aynı zamanda başarılı bir bestecidir. İzmir’de çalıştığı dönemde geceleri kütüphaneye gidip Fransızca öğrenmeye çalışmış ve eline geçen bir gitar sayesinde müzikle tanışmıştır. Birçok farklı yerde sahne alan Moreno bu sürede tanınan bir sanatçı haline gelmiştir. Hayatının bir kısmını ise Fransa’da geçirmiş, çalışmalarını devam ettirmiş ve şarkılarında da Türk ezgilerini kullanmıştır. Ölümünün ardından İzmir’de oturduğu sokağın adı ‘‘Dario Moreno’’ diye değiştirilmiştir.

3#

1854’te Padova’da doğan İtalyan ressam, 1851‘de İstanbul’a gelerek tam 19 senesini burada geçirmiştir. Meslek hayatına duvarcı çırağı olarak başlayan Zonaro, yeteneğini keşfetmesiyle desen çalışmalarına ağırlık vermiş, eserlerinin yankısı dönemin padişahı Abdülhamit’e ulaştığında ise Mecidiye Nişanı ve Saray Ressamlığı unvanına layık görülmüştür.

4#

Besteci, piyanist ve aynı zamanda da halk müziği derleyicisi Bartok, 1881 Macaristan doğumludur. Besteleriyle adından söz ettirmiş ve 1936 yılında Ankara Halkevi’nin davetlisi olarak Türkiye’ye gelmiştir. Ülkemizde kaldığı süre boyunca Halk müziği derlemeleri hakkında birçok konferans vermiş, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Türk Halk Müziği arşivi oluşturulması için çalışmalar yapmıştır.

5#

İstanbul’da uzun yıllar yaşayan, günümüzde de bir İstanbul aşığı olarak nitelendirdiğimiz Fransız yazar ve asker, oryantalist Pierre Loti. Asıl adıyla “Julien Viaud”, 70 yıllık hayatında tam sekiz kez Türkiye’ye gelmiştir. Pierre Loti, Osmanlı kültüründen derinden etkilenir ve pek çok eserinde bu etki gözlenir. Yazılarında Milli Mücadele’ye verdiği destek sebebiyle Türk halkının sempatisini kazanmıştır. 1920 senesinde “İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi” olarak kabul görür, Divanyolu’ndaki bir caddeye, Eyüp’te de bir kahvehaneye adı verilir.

6#

Fransız söz yazarı, şarkıcı ve piyanist Marc Aryan, 1926 yılında doğmuştur. Kendi becerileriyle nota okumayı ve piyano çalmayı öğrenen Aryan, 1963 yılında ilk albümünü yayınlamıştır. Konser vermek için geldiği ülkemizde Türkçe’yi öğrenmiş ve söz yazarı Fecri Ebcioğlu tarafından yazılan Türkçe sözlerle kendi bestelerini seslendirmiştir. Eserlerini Selçuk Ural, Ajda Pekkan ve Ay-Feri gibi sanatçılar da yorumlamıştır.

7#

Brenna McCrimmon, Türkçe konuşan ve Türkçe şarkı söyleyebilen, uluslararası platformda Türk halk müziği ses sanatçısı olarak kabul edilen, 1970 Kanada doğumlu bir sanatçı. Kanada’da bir kütüphaneyi ziyaret ederken ‘’Türkçe albümlere rastladım ve aniden duygusal bir bağ oluştu’‘ cümlesiyle Türk müziğine olan ilgisinin sebebini açıklamış… Türk ve Balkan ezgileriyle uğraşmış, Türk müziği teorileri üzerine çalışma yapmış ve halk müziği arşivleri araştırmıştır. Günümüzde de Türkiye’yle olan bağını sürdürmektedir.

8#

1957 senesinde İstanbul’da doğmuş, yazar ve iletişim eğitmenidir. Çocukluğunu azınlık nüfusun yoğun olduğu semtlerde geçirmiş, eserlerinde de sık sık İstanbul’daki azınlıkların sorunlarından bahsetmiştir. İlk öyküsünü 1975’te yazmış, sonraları da Musevi gazetesi olan ‘‘Şalom’’un kültür ve sanat sayfasını yönetmiştir. TRT dünya müzikleri üzerine sayısız program, birçok reklam şirketinde de reklam ve köşe yazarlığı yapmıştır. 1990 yılında ‘’Bir şehre gidememek’’ adlı öyküsüyle Haldun Taner Öykü Ödülü’ne layık görülmüş, ardından ‘’İstanbul Bir Masaldı’‘ isimli öyküsüyle de Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmıştır.

akin aksoy